google-office-pictures

Facebook ve Google’ın gelecekleri neden akademiye bağlı

Bu hafta, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg Lake Tahoe, Nevada’da çok prestijli bir akademik konferans olan Sinirsel Bilgi İşleme Sistemleri (Neural Information Processing Systems) konferansına katıldı. Etkinlikte, Facebook’un yapay zeka laboratuarının New York Üniversitesi’nden Prof. Yann LeCun ve dünyanın önde gelen bazı derin öğrenim ve makine öğrenimi araştırmacıları tarafından yönetileceğini açıkladı. Harvard’dan terk olan Zuckerberg’ün prestijli bir akademik konferansı ziyaret etmesi akademik çevreler için bir şok etkisi yarattı, fakat bu aynı zamanda planlanan daha büyük bir değişimin parçası.

Görünüşte, üniversitelerin yerine Zuckerberg gibi tutkulu girişimciler tarafından yönetilen yeni teknoloji şirketleri sosyal değişim için yeni bir güç gibi gözüküyorlar. Ama hala bu girişimcilerin, bir Bell Labs araştırmacısı olan Andrew Odlyzko tarafından kullanılan ve satılacak bir servisi ya da ürünü hedeflemeyen araştırma anlamına gelen “kısıtlanmamış araştırma” da dahil olmak üzere, geliştirilmesi yıllarca sürmüş önemli araştırmalara ihtiyaçları var.

Son yıllarda geleneksel olarak yeni fikir ve teknoloji üretiminin en ön saflarında yer alan üniversiteler, akademisyenlerin özel sektöre ve startup şirketlere göç etmesi ile karşı karşıyalar. Amerikan Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Topluluğu’nun bir araştırmasına göre, kaynak kısıtlamaları yüzünden her beş bilim insanından biri ABD’yi terk etmeyi düşünüyor. Buna karşılık bol miktarda kaynağa sahip olan şirketler ve startup’lar da kesinlikle ciddi kariyer imkanları olarak en ideal seçenek oluyor. New Mexico Üniversitesi Bilgisayar Bilimi Bölümü’nde doçent olan ve yakın zamanda Google’a katılan Terran Lane gibi insanların da dahil olduğu bazı akademisyenler, özel sektörün akademiye göre olumlu etki yaratmak için daha iyi bir şans olduğunu düşünüyorlar.

“Yayımla ya da yok ol” birçok üniversitede bir mantra olmuş durumda. Kendi adıyla anılan parçacığı bulan ve Nobel ödülü kazanan Peter Higgs, Guardian’da henüz yayımlanan bir röportajında “bugünkü akademik dünya için yeterince verimli olamayacağını” söyledi. Profesörlerin üzerindeki seri üretim makale beklentileri yüzünden, Higgs bugünün üniversite kültüründe bir atılım gerçekleşebileceğine de şüpheyle yaklaşıyor. Tüm akademik sistem yayımlanan makale sayısına ve bu makalelerin hangi dergilerde basıldığına  dayanıyor. Ayrıca, akademisyenler işine gelen makaleleri seçen yayımcılarla da ciddi sorunlar yaşıyorlar. Bunun için daha sonra The Economist tarafından “Akademi Baharı” lakabı takılan bir boykot bile başlattılar.

Bu da yetmezmiş gibi, akademisyenler bir statükoyla, sıradanlığa verilen ödülle, potansiyel olarak yüksek etkili ve disiplinlerarası çalışmaların engellenmesiyle ve özellikle ABD’de üniversitelerin ticareleşmesi ve kurumsallaşması ile karşı karşıyalar. Bu etkenlerin herhangi biri bile radikal inovasyonlar için her araştırma ortamında engel teşkil etmeye yeter de artar bile.

Pekiyi eğer akademide olmazsa atılımlar nerede gerçekleşecek? Bir olasılık sürücüsüz arabalar ve kötü bir şöhrete sahip Google Glass’ı geliştiren araştırma laboratuarı olan Google X. Burası Google’ı teknolojik araştırma dünyasında herhangi bir geleneksel akademik ortam kadar önemli bir oyuncu haline getiriyor.

Guardian’da yayımlanan bir yazısında Michael Mace Google’ın bu konuda bir öncü haline geldiğini açıkladı:

“Google iş dünyasının geri kalanında kullanılan kurallara ve mantığa göre hareket etmiyor gibi gözüküyor. Apaçık gibi görünen fırsatları kaçırıp kara delik gibi görünen şeylere büyük miktarda yatırım yapıyor, diğerlerinin utanç verici gibi göreceği ürün iptallerini gururla açıklıyor… Sanırım birçok muhabir ve gazeteci, mühendislik zihniyetinin geleneksel iş zihniyetinden ne kadar farklı olduğunu anlamıyor. Bu bilim öğrenimi görmemiş insanlar için alışılmış olmayan, çok ayrı bir paradigma. İptal edilen deneylerini açıklayarak, sanırım Google hatasını kabul etmiyor, bilimsel prensiplerin kullanımda olduğunu gururla ispatlıyor.”

2012’de yalnızca Google’ın araştırma bütçesi 6 milyar dolardı -ki bu ABD’de üniversitelerdeki bütün disiplinlerin araştırma harcamasının %10’una eşit. Yine aynı yıl özel sektörün tüm Ar-Ge harcamaları ABD federal hükümetinin araştırma bütçesinin iki katı olan 279.8 milyar dolar. Google araştırmaya para döken tek teknoloji şirketi ya da açık ara en büyük yatırımcı değil. Samsung, Microsoft ve IBM daha da fazla harcıyorlar.

Rakamlara bakılırsa, mühendislik alanındakı araştırmalar, en azından şirketlerin kısa dönem hedefleriyle ilgili olan belirli araştırma tarzlarında, geleneksel üniversitenin dışında yeni kanallar buldu. Ayrıca unutmayalım ki, bugün Ar-Ge alanında çalışan neredeyse herkes üniversiteye gitti.

Bell Labs örneğinde olduğu gibi özel sektör kısıtlanmamış araştırmayı finanse etmeyi denedi. Time dergisinin 1982 tarihli bir sayısında Christopher Byron’ın da söylediği gibi Bell Labs ve AT&T “hiçbir zaman birşey satmak zorunda kalmadılar.” Satmak zorunda oldukları zamanlarda da, 1960’ların sonunda sunulan bir görsel iletişim aleti olan Picturephone örneğinde olduğu gibi, başarısız oldular.

Bir Bell Labs araştırmacısı olan Andrew Odlyzko, “Amerika ve Avrupa sektöründe yakın gelecekte kısıtlanmamış araştırmaya dönüş ihtimali oldukça zayıf. Trend, dar pazar segmentleri üzerinde yoğunlaşma yönünde” diyor.

Jon Gertner’ın “Fikir Fabrikası: Bell Labs ve Amerikan İnovasyonu’nun Harika Çağı” adlı kitabında sonuçlandırdığı gibi:

“… bir şirket için büyük bir atılım yapmak zor ve belki de gereksiz olmuştu. Kötümser bir şekilde konuşmak gerekirse, gelecek uzun dönemli düşünme yerine kısa dönemli düşünme meselesi haline gelmişti. İş dünyasında ilerleme muhteşem sıçramalar ve gelişmelerle kazanılmaz; dar bir hatta gerçekleştirilen devamlı ve kısa sprintlerle kazanılır.”

Kısa bir süre önce yazdığım bir Quartz makalemde söylediğim gibi, radikal inovasyonun insan odaklılık ihtiyacı nedeniyle, tasarım da teknoloji için çok önemli olan diğer bir disiplin. Bu nedenle, yakın zamanda John Maeda’nın Rhode Island School of Design’dan Silikon Vadisi’ndeki bir tasarım odaklı risk sermayesi şirketi olan Kleiner Perkins’e tasarım ortağı olarak geçmesi akademiden özel sektöre olan kaçınılmaz geçişlerden bir diğeri.

Göreceli olarak özgür karar alma ortamları ve hazır nakitleri nedeniyle tasarım odaklı startup’lar ve araştırma tabanlı şirketler önde gelen dönüşümcü oyuncular. Ve risk sermaye şirketleri startup dünyasının kontrol noktası. Profesyonel hizmetler şirketi Ernst & Young’a göre, ABD’de risk sermayesi yatırımları 2011’de 35 milyar dolar, 2012’de ise 29,7 milyar dolardı. Bu rakamlar, ABD’deki akademinin araştırma bütçesinin neredeyse yarısına karşılık geliyor. Bu oyuncuların yardımıyla, tasarım ve sanatı teknoloji ile beraber pozisyonlamak, kısıtlanmamış araştırma ile desteklendiği takdirde, önemli bir değişim yaratabilir.

Steve Jobs’ın da dediği gibi: “Silikon Vadisi’ni inşa eden insanlar mühendislerdi. İş öğrendiler, birçok farklı şey öğrendiler, ama insanların diğer yaratıcı ve zeki insanlarla beraber sıkı çalışırlarsa dünyanın problemlerinin çoğunu çözebileceğine dair gerçek bir inaçları vardı. Ben de buna çok inanıyorum.” Buna biz de inanıyoruz, fakat kısıtlanmamış araştırmanın da desteği olması kaydıyla. Belki, Google ve Facebook gibi şirketler de kendi gelecekleri uğruna üniversiteleri desteklemenin yollarını aramaya başlarlar.