farklibakis

TV-Farklı Bakış

Farklı Bakış is a TV program on creative economy. It is on periscope.tv/gulayozkan every Tuesday at 18:00 EET. It aims to approach complex problems, new life styles, new technologies, new startups from a human-centric perspective by using design. It is produced and presented by Gulay Ozkan.

Farklı Bakış, yeni yaşayış biçimlerine, problemlere, teknolojilere ve girişimlere insan-odaklı bir yaklaşım ile sorular sorarak izleyicilerine alternatif bir bakış sunmayı hedefleyen bir yaratıcı ekonomi TV programı. Her Salı e akşamı Medyascope.tv‘de 18:00 -18:30 arasında canlı yayında Gülay Özkan‘ın sunumu ile girişimcilerin, yaratıcı sınıftan insanların ve profesyonellerin konuk olduğu program interaktif bir şekilde izleyicilerin katılımı ile gerçekleştiriliyor.

Programı her Salı 18:00’de  http://medyascope.tv/canli/ canlı izleyebilirsiniz.

Hizmet Sponsorları: 

Farklı Bakış 52 – Kamudan girişim atağı: İTAKSİ

Geçen hafta 51. programda kamu Uber ile başlayan ulaşımdaki yeni yapılanmada yer alamalı mı sorusuna bir örnek İBB’den geldi. Bu programda ulaşımda bu yeni oyuncu dağılında kamunun yer almasını ve diğer özel sektördeki oyuncuları değerlendirdim. Biz henüz Türkiye’de bu uygulamaları çok kullanmadığımızdan ulaşım gibi temel bir hakta özel sektörün domine olmasının etkilerini bilmiyoruz. Öte taraftan IBB’nin uygulamasında araçiçi kamera kullanarak kayıt yapılması gibi hassas ve insanları rahatsız edecek konular var. Dünyada başka bir örneği olmaması olmayacağı anlamına gelmiyor.

Farklı Bakış 51 – Ulaşımda yine, yeni, yeniden

Ulaşım önce otomativ şirketlerinin araba satılması üzerinden kontrolünde iken Uber gibi platformlarla yeni bir güç dengesi oluştu. İnsanlar artık daha az araba satın alırken bu platformlar üzerinden ihtiyacı kadar servis aldı. Ancak şimdi de sürücüz araçlar Uber gibi şirketlerin tahtını tehdit ediyor. Kim sürücüsüz araç filolarına sahip ya da bu yatırımı yapabilirse ulaşımın yeni kontrol gücü olabilir. Öte taraftan Uber’i yoğun olarak kullandığım dönemlerde kamu bu işin neresinde olmalı sorusu da özellikle düşünmeden edemedim. Ve bu konuda Türkiye’den görüş bildirmek isteyenlerle konuşmak isterim.

Farklı Bakış 50 : E-kitap satışlarının önlenemez düşüşü

Dijitalleşmede indirgemeci bir şekilde herşeyin artık dijital olacağını söyleyen ve insan kültür davranış ve beklentilerini gözardı eden alanlardan bir diğeri de e-kitaplar. Ekranlardan ve sanal dünyadan kaçmak isteyen insanlar baskı kitaplara geri dönüyorlar. İngilterede 2011 ylına köre e-kitap satışları %17 azaldı. Hem e-kitap trendini hem de dijital müziği takip etme konusunu paylaştım bu programda. Umarım keyif alırsınız. Yorumlarınızı beklerim.

Farklı Bakış 49 – Essen Notlarım: Avrupalı Ortak Geleceğimiz

Almanya’nın Essen kentinde Stiftung Mercator vakfı tarafından düzenlenen 27 kişilik Avrupa’nın geleceği konusundaki toplantı ile ilgili izlenimlerimizi, deneyimlerimizi ve poltikaların yeni yapılma biçini Global Civics Academy kurucusu Hakan Altınay ile konuştum.

Farklı Bakış 48 – Teknoloji girişimlerinin başarısızlığı: 120 milyon dolarlık Juicero hikayesi

120 milyon dolar yatırım alan sebze ve meyve sıkacağı Juicero’nun yaptığını elle yapabileceğimiz hikayesi geçen hafta basında genişçe yer aldı. Teknoloji girişimlerinin başarısında ihtiyacı anlama, prototipleme ve test aşamalarının ne kadar önemli olduğunu gösteren güzel bir başarısızlık örneği

Farklı Bakış 47 – Roma Notlarım: Tasarımcılar seslerini yükseltmek istiyor

Roma’da 13. düzenlenen Avrupa Akademik Tasarım (EAD) konferansına katıldım. Bu seneki tema Gelecek (teknoloji, toplum, sağlık, eğitim, düşünme) için tasarım idi. Notlarımı, gözlemlerimi sizin için derledim

Farklı Bakış 46: Booking.com ve platform savaşları – Murat Şahin

Secure Drive kurucusu Murat Şahin ile booking.com’un Türkiye’de servislerini durdurulmasını konuştuk. TURSAB’ iki yıl önce haksız rekabet koşulları yarattığı, vergisini ödemediği ve sürekli komisyonlarını artırdığı gerekçesi ile açılan dava kısa bir süre önce sonuçlandı. Booking.com buna itiraaz edeceğini açıkladı ancak turizm sezonunun hemen öncesinde birçok işletme bu durumdan etkileniyor. TURSAB’dan görüş istedim ancak programa zaman uymaması nedeni ile görüş bildirmedi.

Farklı Bakış – 45:  Prof. Alpay Er ile tasarımın gözünden teknoloji ve gelecek

“Tasarımın hayal ettiğini teknoloji gerçekleştiriyor,” diyor Dünya Tasarım Konseyi yönetim kurulu üyesi ve Özyeğin Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümü başkanı Prof. Alpay Er.

Alpay Er ile tasarım ve teknoloji ilişkisini, tasarımcıların sosyal sorunlar hakkındaki aktivist söylemlerini ve Türkiye’deki tasarımcıların durumunu konuştuk.

Büyük bilişim şirketlerinin tasarım yatırımlarına “”Ikinci dünya savaşından sonra alüminyum fazlasını değerlendirmek için alüminyum üreticilerinin tasarımı öne çıkarmaları ne ise bugün IBM gibi bilişim şirketlerinin Watson gibi AI veya diğer teknolojilere talep yaratmak için tasarımı kullanmaları aynı şeydir,” diyor.

Türkiye’deki tasarımcılar için de “Türkiye’de bugünkü yapıya, kendi orjinal söylemi ile bir şeyler söyleyebilecek düzeyde kritik bir kütle [ve de bunu destekleyebilecek entellektüel bir birikim] yok. […] [Türkiye’deki] tasarım, mimarlık tarafından domine ediliyor. Sonuçta tasarım tarihi oluyor mimarlık tarihi,” dedi.

Farklı Bakış – 44: Kadınlara ekonomide yolu açanlar – Nilay Çelik, WEConnect International

İş sahibi kadınlar ile satın alma şirketlerini bir araya getiren oluşum WEConnect International’u Türkiye ülke müdürü Nilay Çelik ile konuştum.

Farklı Bakış – 43: Prof. Örsan Öymen ile Felsefenin Gözünden Teknoloji ve Gelecek

Özellikle teknolojinin tetiklediği değişimler nedeni ile birçok kavram iç içe geçmiş durumda. Yapay zeka, mars kolonizasyonu, otomasyonun etkisi ile oluşacak işsizliğin etkileri, post-truth derken hepimiz kendimizi temel kavramları sorgularken bulduk. Ben de bu temel kavramları bir felsefeci ile konuşmak istedim. Ve Asosta Felsefe’nin kurucusu Prof. Örsan Öymen’i davet ettim. Örsan Öymen “Ahlak felsefesi ile ilgili sorunları çözmeden, sanırım bu teknoloji sorununu çözemeyiz diye düşünüyorum,” diyor.

Farklı Bakış – 42: Prof. Fikret Adaman ile Evrensel Sabit Gelir

Farklı Bakış – 41: Necati Özkan ile “Seks değil, artık aktivizm satıyor”

Farklı Bakış – 40: Mckinsey Global Institute: İşlerin sadece %5’i tamamen otomatize edilebilecek

Farklı Bakış – 39: Prof. Kemal İnan ile teknolojinin getirebileceği işsizlik

Farklı Bakış – 38: Başar Kaya ile Girişimciler için Kamu Destekleri

Farklı Bakış – 37: Ussal Şahbaz: Sanayi interneti tarafında girişimciler için önemli fırsatlar var.

 

Farklı Bakış – 36:  Büyük Göç – Farklı Bakış 36

Farklı Bakış – 35:  2017 Teknoloji ve İş Trendleri

Farklı Bakış – 34: Ekim Nazım Kaya ile Algoritmalar, Facebook ve Ötesi

 

Farklı Bakış – 33: Atakan Foça ile Algoritmalar, Facebook ve Ötesi

 

Farklı Bakış – 32: Kemal Molu ile Yaratıcı Ajansların Geleceği

Farklı Bakış – 31: Yeni Medya Dönüşümü – İsmail Hakkı Polat ile

Farklı Bakış – 30: Apple liderliğini Microsoft’a kaptırır mı? Erdal Kaplanseren ile

Farklı Bakış – 29: Dış basında Ekim ayının en önemli iki tartışması

Farklı Bakış – 28: Sosyal robotlar yeni arkadaşlarımız olabilir

 

Farklı Bakış – 27: Tallinn Notlarım: Neden Herkesin Tasarım Öğrenmesi Gerekecek?

 

Farklı Bakış – 26: Elon Musk’ın Mars Planlarından Öğrenebileceğimiz Dört Şey

 

Farklı Bakış tatile çıkıyor. Eylül’de görüşmek üzere

Farklı Bakış 17 Aralık 2015’te başlayan programına 25 program ile ilk sezonunu tamamlıyor. Kendisine de farklı bir bakış getirmek amaçlı yaz için izninizi istiyor. Bu proje ile ilgili fikirlerinizi iletmek veya bir şekilde katkıda bulanmak isterseniz lütfen info@geds.com.tr den iletişime geçiniz.

Eylül’de görüşmek üzere.

 

Farklı Bakış – 25: Alper Derinboğaz ile Venedik Mimarlık Bienali’ni konuşuyoruz

2016 Venedik Mimarlık Bienali’nin küratörlüğünü ve direktörlüğünü 2016 Pritzker mimarlık ödülü sahibi Alejandro Aravena yaptı. Start-tasarımcı kavramına karşı bir tema ile oluşturduğu bienali mimar Alper Derinboğaz’ın izlenimleri ile konuşuyor olacağız. 16:30’da sezon sonu programı periscope.tv/gulayozkan hesabından izleyebilirsiniz.

Farklı Bakış – 24: Cappadox Festivali’nden İzlenimler

Cappadox Kapadokya’da deneyim üzerine tasarlanmış bir festival. Bu festivalde Kapadokya’nın coğrafyasına ve kültürüne uyacak şekilde gastronomiden müziğe, yogadan sohbetlere kadar çok çeşitli deneyimler katılımcılarına sunuluyor.

Hedeflediği kitleden iş modeline kadar konuşabilecek çok çeşitli konular olmasına rağmen festivalin kendi yoğunluğundan ancak kısa bir sohbet yapabildim.  Kendisi de daha önce Kapadokya Jazz Festivalini organize etmiş olan mimar Tuba İmik izlenimlerini ve deneyimini paylaştı.

Farklı Bakış – 23: Özgür Doğan ile Tasarım ile E-ticarette Yeni Açılımlar

12 Mayıs Perşembe günü küratörü olduğum Harvard Business Review Tasarım Odaklı Düşünme ( Design Thinking) konferansını gerçekleştirdik. Özgür Doğan pazarlama açısından hepsiburada.com’daki çalışmalarını anlattı konferansın öğleden sonraki bölümünde. Konferans bitiminde de Soho House’da Farklı Bakış’a konuk oldu.

 

Farklı Bakış – 22: Serdar Turan ile Tasarım Odaklı Düşünme

 

Harvard Business Review Türkiye genel yayın yönetmeni Serdar Turan ile 12 Mayıs’ta Soho House’da gerçekleşecek olan “Desig Thinking (Tasarım Odaklı Düşünme)” konferansı vesilesi ile Türkiye’deki tasarımın yeni durumunu ve konferansı konuştuk.

İlgili yazılarım:

Harvard Business Review Türkiye OP-ED: Tasarım Asıl Türkiye İçin İyi Bir Fırsat

 

 

 

Farklı Bakış – 21: Ümit Akçay ile Özgürlükler ve Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişki 

Özgürlükler ve demokrasi ile ekonomik büyümenin ilişkisi üzerine çokça konuşulan bir konu. Bu konu yaratıcı endüstrileri de direkt ilgilendirdiğinden daha da önemli hale geliyor benim için. Ümit Akçay ile tarihi sürecini ve bugün nasıl yaklaşılması gerektiği ile ilgili detayları konuştuk.

İlgili yazılarım:

Don’t arrest that protester; he’s a future billionaire: The connection between free expression and economics

 

21 Nisan 2016 21:30- Farklı Bakış – 20: Ayşegül Güzel ile Zaman Bankası: Alternatif Ekonomi Denemesi

 

Ayşegül Güzel zaman bankası Zumbara’nın kurucusu. Zaman bankası olarak dünyada zamanın “para birimi” olarak kullanılmasını esas alan ve zaman takası şeklinde uygulanan bu alternatif ekonomisi denemesinin Türkiye’deki uygulamasını konuştuk.

 

14 Nisan 2016 21:30- Farklı Bakış – 19: Murat Söğütlüoğlu ve Anday Ataman ile Şehirden Kırsala Dönenler 

 

 

7 Nisan 2016 21:30- Farklı Bakış 18. Bölüm :  Ceylan Sönmez ve Alper Nakri ile Burning Man Sanat Festivali

 

A.B.D’de Nevada eyaletinde Black Rock çölünde 1991’den bu yana binlerce insan bir haftalığına toplanıp dev sanat eserlerini sergiledikleri bir şehir kuruyorlar. İsmini dev boyuttaki insan heykelinin (the man) yakılmasından alan festivale Burning Man’i kurucu şirketi önemli sanat eserlerini seçip fonluyor. Türkiye’den de Los Angeles’ta yaşayan Ceylan Sönmez ve Alper Nakri  “The Cucumber Stand” projeleri ile 2014’te kabul aldılar.

Burning Man’e katılmak için en önemli konulardan biri bilet bulmak. Biletler çeşitli dönemlerde parça parça satışa sunuluyor. Detayları websitelerinde takip edebilirsiniz.

İlgili yazılarım:

Burning Man: Çölün Ortasındaki Gelecek Laboratuvarı

 

31 Mart 2016 16:30 – Farklı Bakış 17. Bölüm : Selda Şerifsoy ve Peter Hamm ile Sosyal Girişimcilerin Mülteciler için Yapabilecekleri

 

 

 

31 Mart 2016 15:00 – Farklı Bakış 16. Bölüm :  Ümit Nazlı Boyner ile Türkiye’de Sosyal Girişimcilik

 

Ümit Nazlı Boyner sosyal fayda hedefli girişimleri kitle fonlama ile destekleyen bulusum.biz ile karşımızda. Kendisi ile neden böyle bir projeye başlattığını, Türkiye’de sosyal girişimciliği ve etkilerini konuşuyor olacağız.

24 Mart 2016 – Farklı Bakış 15. Bölüm:  Derin Sarıyer ile Türkiye’de Yaratıcı Alanda Çalışmak

Bu akşam 21:30’da tasarımcı ve müzisyen Derin Sarıyer ile Türkiye’de yaratıcı alanda çalışmanın zorluklarını nasıl aşabiliriz konusunda konuşuyoruz. Gelişmekte olan bir ekonomi ve sosyal olarak birçok temel problemi olan bir ülkede ayakta kalmak savaşı nasıl verebiliriz?

17 Mart 2016 – Farklı Bakış 14. Bölüm:  Bengi Akbulut ile Degrowth: Büyümeyen Ekonomi Modeli

 

Ekonomilerin büyüme modeline dayanması şüphesiz birçok kapitalizm karşıtı insanın talep ettiği en temel değişim. Büyüme mi iyidir yoksa kontrollü büyüme veya büyümeme mi iyidir tartışmaları başka bir konu olmakla birlikte biz Farklı Bakış’ta bu hafta büyümeme veya kontrollü büyümenin nasıl yapılacağı konusundaki tartışmalara bakmak istiyoruz.

“Bu konudaki en önemli konu bunu nasıl yapılacağı konusu. Yoksa büyüme istemiyoruz demek yeterli değil,” diyor Prof. Ahmet Alkan, Sabancı Üniversitesi ve kendisi ekliyor: “Ben ekonomi iktisatçısı değilim ama bir örnek olarak; 500 yıl önce Osmanlı ile Avrupa arasında çok ciddi bir fark yoktu. Osmanlı’nın politikası gayet açıktı; Askerler, köylüler ve halk yiyeceğini, içeceğini ucuza halledebilsin. Bu çok ulvi bir motif. Oysaki Avrupa’nın hedefi büyümekti. Ve bir süre sonra makas açıldı ve Osmanlı’da üretim giderek düştü çünkü Avrupa’dan ithal etmek daha ucuzdu. Dolayısı ile anti-growth demekle bir şey yapılmıyor. Bunu nasıl yapacağız sorusu çok önemli ve henüz bilmiyoruz.”

Alkan’ın bu örneğinde olduğu gibi bir ülkenin yönetim biçimi tek başına anti-growth olması yetmiyor. Mesele bunun global bir yönetim biçimi ile yapılabilmesi. Degrowth tartışmalarının merkezinde de bu oldukça kritik bir unsur olarak öne çıkıyor. Küresel bir yönetim nasıl sağlanacak? Bugün tek konuda dahi, mesala petrol, mülteci krizi ve iklim, henüz küresel bir yönetim oluşturulabildiğinin emarelerini görmüyoruz.

Bağımsız politik ekonomist Bengi Akbulut “Mesele sadece bir ülkede uygulanıp uygulanmaması değil. Kapitalizm içinde de adalar halinde uygulanabilir mi gibi tartışmalar var. […] Küresel bir yönetimden önce yapılabilecek çok şey var,” diyor.

Davos’ta World Economic Forum’da global yönetim ile ilgili  Global Yeniden Tasarım İnsiyatifi ( Global Redesign Initiative) kurulmuş ve bu konuda çalışmalar da devam ediyor.  Ancak bu yapı daha çok belirlenen acil konularda işbirliğini artırmayı amaçlıyor.

Her ne kadar bu çalışmalar siyaset ve sosyal bilimciler arasında yapılıyorsa bile aslında küresel yönetim üzerine benim bir dönem Singularity University’de içinde olduğum çalışma Bitgov veya halen devam eden Arjantin’den çıkan DemocrasyOS gibi platform çalışmaları bu konulara yeni açılımlar getirebilir.

Böyle bir küresel yönetim komitesi oluşturulsa dahi bilinmeyenler çok fazla var. Örneğim Farklı Bakış’ın konuları arasında da yer alan yapay zeka ve robotlar konusu veya güneş enerjisinin depolanabilmesi ile değişen enerji dengeleri üretimi ve büyüme hızını radikal değiştirebilecek konular. Ve bu konularla birlikte binlerce insan işsiz kalacak. Peki bu işsiz kalacak insanları kim sisteme ve nasıl yeniden katacak? Ve büyük bir olasılıkla da bu insanlar ağırlıklı gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerden insanlar olacak.

Diğer taraftan büyüme GDP ile ölçülüyorsa da başka kültürel faktörler de var. Örneğin Fransa mültecileri almak istese bile 40 yıldır aldığı mültecileri gettolara yerleştirerek bir nefret kültürü oluşturdu. Bunun GDP ile bir ilgisi direkt yok  (ekonomistler olmadığını söylüyor ama “çeşitlilik ve inovasyon” araştırmaları var diyor) ama kültürel bir ciddi sorun oluşturan bir boyutu var. 

Bu perspektiften Degrowth bağlamında global bir yönetim oluşturulsa bile Afrika’daki bir insan ile Avrupa’daki bir insanı aynı düzeye getirmek konusu nasıl yapılacak? 

“Amerika belki kendi teknoloji gücü ile kazandığı paraları kendi işsiz kalan insanlarını finanse etmekte kullanabilir. Peki Bangladeş’teki insanlar içim bu konu nasıl çözümlenecek,” soruyor Ahmet Alkan.

Bu konudaki önemli soru işaretlerinden biri de hiçbir sosyal yapının boş beyaz bir sayfadan başlamadığı. Yani mevcut kapitalist sistem içerisinden nasıl degrowth modeline geçilecek?

Örnek olarak da insanların yiyecek tüketimleri veriliyor. Artık organik ve taze yiyecek almak isteyen insanlar şehir çiftliklerinden ya da yerel pazarlardan yiyecek almayı büyük süpermarketlere tercih ediyorlar. Böylece yapı değiştiriliyor şeklinde. Ancak benim Avrupa ülkelerinde yaptığım bir bağlam araştırmasında bu yerel çiftliklerin bu süpermarketlerin baskısına dayanamadıkları ve kapandıkları yönünde idi. Ayrıca süpermarketler artık organik satışlar yaparak bu pazarı kapmak istiyorlar.

Bengi Akbulut  degrowth veya anti-growth modelinin henüz farkındalık aşamasında yapılmasının bile çok önemli etkileri olabileceğini belirtiyor. Türkiye’de kendisinin yanı sıra Fikret Adaman ve  Ethemcan Turhan aktif olarak degrowth alanında çalışan isimler.

 

10 Mart 2016 – Farklı Bakış 13. Bölüm:   4129Grey Başkanı Alemşah Öztürk  ile Ajansların Geleceği

 

3 Mart 2016 – Farklı Bakış 12. Bölüm:   Alametifarika’dan Gökhan Akbay  ile Ajansların Geleceği

Ekonomilerin merkezinde artık teknoloji var. Teknolojik araçların oluşturduğu değişimden ya da insanlar değişiyor söylemini duymaktan eminim siz de benim kadar yorulmuşsunuzdur.  

“Mevcut teknolojiler yeterince kullanılamıyor,” diyor Eric Quint, 3M Global baş tasarımcısı. Eric Quint’in ve aslında benim de dahil olduğum deneyim ve servis tasarımı açısından konuya bakan tasarım dünyasının asıl işaret ettiği konu teknolojinin insanın hayatına, anlam dünyasına uyacak şekilde konumlanmaması.

Teknolojinin insanileştirilmesinin yaratıcı fikirler ile yapılması herkesin peşinden koştuğu konu. Bugüne kadar yaratıcılık, insan deyince markaların ilk aklına gelen ajanslar oluyordu. Ajanslar gerek çalışanları, çalışma koşulları, reklam dünyası ile hep ilginin merkezi oldular. Ancak bugün yaratıcılık özellikle teknoloji yaratıcılığı ile havalı, kemik gözlüklü kreatif direktörlerden değil, üstüne ne giydiğini umursamayan farklı yaşlardan girişimcilerden çıkıyor. Bu da benim aklımda yeni çağın yaratıcılık merkezleri ajanslar olmayacağını hatta böyle merkezler bile olmayacağı argümanını oluşturuyor.  Hatta yaratıcılık kavramının da abartıldığını düşünüyorum.

Hali hazırda iş dünyasında yaratıcı oyuncu rolüne yeni adaylar var:

İlki tabii ki girişimciler. Her yaştan, her yerden ve her koşuldan.

İkincisi benim şirketimin de içinde olduğu yeni nesil tasarım şirketleri. Bu alanı yokdan vareden IDEO başta olmak üzere Frog Design, Smart Design gibi yeni jenerasyon tasarım stüdyoları.

Her ne kadar IDEO yön değiştirip sistem seviyesinde bir etki yaratmaya doğru yol alsa da birçok tasarım stüdyosu özellikle dijital alanda yoluna devam ediyor. Yeni jenerasyon tasarım stüdyoları kendi içinde çeşitli konulara yoğunlaşmış durumda. Büyük bir çoğunluğu ürün tasarımlarının yanısıra servis ve strateji tasarımı, tasarım odaklı düşünme veya arayüz tasarımı yapıyorlar.

İkincisi; McKinsey, Accenture gibi büyük danışmanlık şirketleri Lunar ve Fjörd gibi tasarım stüdyolarını satın alarak servislerine tasarım servislerini de eklemeye çalışıyorlar. Ancak bu satın alınan tasarım stüdyolarının çalışma pratiği ve kültürü ile MBA kültürünün ağırlıklı olduğu “plaza kültürünün” nasıl bir uyum göstereceği herkesin merak ettiği bir konu.

Üçüncüsü; Teknolojiyi insanileştirme konusuna erken başlamış, şirketlerine entegre olarak tasarım danışmanlık birimleri olan SAP (Stanford d.school ana finansörü),Intuit, Kaiser. Bunun dışında GE, IBM, Capital One gibi şirketler ise son birkaç yıldır kendi dev tasarım ekiplerini oluşturuyorlar. IBM’in oluşturduğu Austin Tasarım Merkezi bunun en iyi örneği. Bu tasarım ekipleri de hem şirketin (GE’nin sağlık alanındaki ürünleri gibi) hem de müşterilerinin ürünleri ve servisleri üzerinde çalışıyorlar. Örneğin Capital One’ın satın aldığı Adaptive Path ise sadece şirket içi servisleri için çalışıyor.

Ve son olarak dikkat aslında geçen yüzyılın yaratıcılık merkezleri ajanslar var. Ancak bu ajanslar da kendi içerisinde yeni dijitalleşmeye ayak uyduranlar veya hala geleneksel reklam alanında kalanlar olarak ayrılıyor. Ancak artık yaratıcılık şapkası ile teknoloji girişimcileri, tasarımcılar, hatta büyük danışmanlık şirketleri sahneye çıktığından markalar da kimden iş alacağı konusunda kararsız kalıyorlar. Hatta iş almayıp kendi inkübasyon merkezlerini kurarak kendi çözümlerini oluşturmak istiyorlar.

Belki on yıl önce durum farklıydı ancak artık ajanslar tasarım stüdyolarının kısmen kendilerine rakip olmaya başlamasının farkındalar. Nitekim yeni jenerasyon dijital ajansları ile ilgili Econsultancy danışmanlık grubu ile Adobe tarafından 2014 yılında yapılan bir araştırmada müşteri deneyiminin kısa ve beş yıllık dönemde ajanslar için en önemli büyüme alanı olarak görülüyor. Bu sebeple ajanslar tasarım stüdyolarının bakış açılarını bünyelerine dahil etmeye başlayarak yeni konumlanmalar yapmaya başladı.

Bu konular ışığında Alametifarika ajans başkan yardımcısı Gökhan Akbay ile ajansların bu rekabette ne yapacağını, yaratıcı insanları nasıl bünyesinde tutabileceğini ve tasarım ve insanı anlama konusunda nasıl bir strateji izleyeceklerini konuşacağız. Kısacası yeni yüzyılda yaratıcılık merkezleri gibi bir kavramın olup olamayacağını.

25 Şubat 2016 – Farklı Bakış 11. Bölüm:   TED 2016 Notları ve TED Jenerasyonu

 

 

1984’de başlayan TED konsepti bugün “seçilerek” gidilen konferasının yanı sıra milyonlarca insanın izlediği video’ları ile yeni bir bilgi tüketimi ve yayılma biçimi oluşturdu.  Her sene yaklaşık 8 bin dolar ödenerek ve buna rağmen davet ile gidilen konferansta “dünyayı daha iyi bir yer yapma” mottosu ile bir nevi Davos’un yenilikçi alternatif versiyonu desek yanlış olmaz sanırım. Zira eleştirilerdeki özel jetler, seçilmişlik gibi temalar Davos çağrışımı yaptı bende.

TED’in başardığı en önemli konulardan biri silolar halinde uzamanlıkları içerisine gömülen insanları çıkararak interdisipliner bir iletişimi yaratabilmiş olması. Ve bunları bir “hikaye anlatıcılığı” formatında sunması. Bu üniversitelerin, şirketlerin ve hatta sosyal hayatın yapamadığı bir şeydi. Ve bunu ölçeklenebilir bir platform ile milyonlara yayabilmesi etkisini inanılmaz arttırdı. TED ile yaygınlaşan bu süreç konferansları ve bu videoları yeni bir bilgi öğrenme kanalı şeklinde konumlandırdı. Tasarımcı John Maeda “Konferanslar yeni okullar,” demesinin bir sebebi de bu. Artık diğer yapılar sistemin gerektirdiği yenilik ve rekabet eden bireyi yeterince besleyememesi. TED bu anlamda çok önemli bir biçimin öncüsü oldu.

Öte taraftan Kalifornia Üniversitesi Görsel Sanatlar bölümünün öğretim görevlilerinden Benjamin Bratton’ın “TED hakkında konuşmamız lazım,” isimli TEDxSanDiego konuşması ve metninin Guardian’da yayınlanması ile önemli bir tartışma başladı. Bu da aşırı pozitivizm içeren ve sürekli canlandırıcı, esin veren fikirler vermek zorunluğu. Eğer esin vermiyorsanız ve insanları iyi hissettirmiyorsanız o zaman fikirleriniz yayılmaya değer değil hatta değerli değil.

Bratton TED’i “middlebrow megachurch infotaintment” yani ortalama kalitede bilgi verirken eğlendiren mega kilise.

 

Bu yeni kavramla büyüyen nesle ise İngiliz felsefeci ve The Philosopher’s Magazine kurucusu Julian Baggini “Ted Jenerasyonu” ismini verdi. Bu jenerasyon konsantrasyon yeteneğimi kaybetmiş, şüpheci yaklaşamayan ve hazır bilgiyi hap gibi isteyen bir nesil.

Melek Pulatkonak yılladır TED konferanslarının müdavimi. Hatta kendisi kurucusu olduğu TurkishWin ve Binyaprak kadın network’lerini bu konsept üzerine kuruyor. Bu akşam Melek ile geçen hafta Vancouver’da katıldığı TED 2016 konferansını, TED’in yıllar içerisindeki değişimive TED ile oluşan yeni bilgi edinme ve fikir yayma biçimini konuşacağız. 21:30’da görüşmek üzere.

 

18 Şubat 2016 – Farklı Bakış 10. Bölüm:  Kişisel Verinin Korunması

Kişisel verinin korunması bu çağın en kritik konularından biri. Daha önce de sıkça tekrarladığım yazar ve kültür eleştirmeni Lee Siegel’ın “Teknolojilerin erken aşamalarında insanlar teknolojiyi sadece faydalarını gözetip, tuzaklarını gözardı ederek çok fazla benimsiyorlar,” yorumu bu çağda Internet ve mobil teknolojilerinin getirdiği konforu aslında bize ait olan verilerin başkaları tarafından kullanılması ile ödediğimizi artık herkes farkında. Kişisel verinin ne olduğunu, asıl sahibinin kim olduğu ve hangi durumlarda istisnalar olabileceği gibi gündelik hayatlarımızı ciddi etkileyecek hassas konular söz konusu.

Türkiye, elektronik ortamda işlenen verilerle ilgili olarak oluşturulan sözleşmeye 1981’de ilk imza atan ülkeler arasında olmasında rağmen konu 35 yıldır yasalaşamamış durumda.  Avrupa Birliğinde imzalanan sözleşmeye ragmen, 1980’lerdeki askeri yönetimden başlayarak, bugüne kadar bütün hükümetlerin çeşitli fişlemeler ve takipler yapıldığı iddiası çok kez tartışılmış bir konu.

Bu süreçte BTK 2012’de bir yönetmelik yayınladı. Ancak Anayasa Mahkemesi, 2014’te BTK’ya kişisel veriler konusunda yetki veren 51ci maddesini iptal etti. Gerekçe de bu konunun yönetmelikle değil kanun ile düzenlenmesi gerekliliği.

Geçen yıllarda kanunlara yapılan eklemeler de “özel hayatın korunması” ifadesi ile eklemeler yapılırken hukukçular “kişisel verilerin korunması” şeklinde yer almasında ısrar ediyorlar.

21 Mart’ta tamamlanması hedeflenen mevcut yasa tasarısında ilk bakışta şu konularda olası sorunlar göze çarpıyor:

  • Kişinin rızası olmadan kişisel verilerinin işlenebilmesi
  • Kişisel verilerin korunması ile ilgili itiraz ya da taleplerin karşılanması konusu
  • Kişisel Veriler Kurulunun tarafsızlığı.
  • İstihbari amaçlı fişlemenin devamı riski

Tüm tartışmalar Aralık 2015 başladı ve 3 aylık kısa bir sürede tamamlanması öngörülüyor. Aynı yasa AB’de 2012’den yılından beri 3-4 yıllık bir sürede tamamlanması hedefleniyor.

Bu yasanın detaylarını, bizi bekleyen riskleri  Istanbul Barosu bilişim hukuku komisyonu başkanı Yar. Doc. Dr. Murat Volkan Dülger ile 21:30’da konuşuyoruz.
Programda ayrıca  AB uyum yasaları çerçevesinde bu yasanın AB yasaları ile farkları konusunda 22. ve 23. dönem milletvekili ve Alternatif Bilişim Derneği üyesi Prof. Osman Çoşkunoğlu telefon ile görüş bildiriyor olacak.

11 Şubat 2016 – Farklı Bakış 9. Bölüm: Mehmet Gürs ile İş Dünyasına Yaratıcılık Önerileri

 

Çocukluğumda başlayan tatil rotalarımızın iyi aşçı ve restaurantlara göre ayarlayan babamın etkisi ile yemek ve kültürü ile her zaman başka bir ilişkim oldu. Ancak bu ilgi İspanya’da yaşadığım dönemde farklı bir  boyuta ulaştı. İlk kez yemek kültürünün ve aşçıların itibarının varabileceği yeri bu dönemde farkettim. “Bizim ülkemizde yemek din gibidir,” diyen komşularım “Bizde her şey yemek masası etrafında biter. Kutlamalar, toplantılar, hüzünler, sevinçler,” şeklinde konuya verdikleri önemi vurguluyorlardı.

Ferran Adria ve restuaranti El Bulli isimini de ilk o dönemde duydum. 2002 – 2009 arasında beş kez dünyanın en iyi restaurantı seçilen El Bulli sadece 6 ay hizmet veriyordu. Ancak 2011’de kapanması İspanya’da büyük bir sansasyona sebep oldu. Mali sebeplerle kapandığı söylense bile Adria kapanma sebebini kendini tekrarlama korkusu olarak belirtiyordu. 2012’de yaratıcılık için bir tink-tank olan Telefonica tarafından finanse edilen  El Bulli Vakfını kurarak yaratıcılık üzerine bir seri proje yapmaya başladı. Bu yiyeceklerin olmadığı vakıfta yapılan işleri Adria “artık bilgi yiyeceğiz,” şeklinde özetliyor. Bu ilişkiden Telefonica’da çok mutlu zira Telefonica bu sponsorluktan sonra “geleceğin vizyonuna sahip” araştırmalarında 13 puan bir artış sağlamış.

Tüm bu çalışmalarına bakınca tasarım yaratıcılık süreci ile araştırma yapan Ferran Adria gibi şeflerin süreçleri çok benzer. İsmi konmasa da aslında tasarım odaklı düşünme süreçleri uyguluyorlar.

Türkiye’de takip ettiklerimden  Mikla‘nın şefi Mehmet Gürs, Neolokal‘in şefi Maksut Aşkar ve Yaratıcı Fikirler Enstitüsü bu araştırma sürecine önem veren isim ve kuruluşlardan bazıları. Eylül 2015’de Harvard Business  Review için tasarım odaklı düşünme yazısını yazarken Mehmet Gürs’ün sonradan defalarca okuduğum “Yeryüzünde antropolog çalıştıran tek restoranız” başlıklı Hürriyet gazetesi röportajında nerdeyse bizim GEDS’te kullandığımız tasarım sürecini tarifliyordu. Antropolog ile yapılan bağlam araştırması ve üzerine yeni tadlar tasarlaması. “O alıştığımız havalı yemekler var ya, bunların hiçbiri yok,” diye tarif ediyordu Mehmet Gürs. Aslında Türkiye’den global başarı elde etmenin yönteminin Batı’nın “havalı” kavramlarını bir tarafa bırakıp  Türkiye’nin kültürel çeşitliliğinin zenginliğini farkedip bunu anlayarak elde edilebileceğini söylüyordu. Tam da iş dünyasının aradığı formülü.

Ferran Adria gibi Türkiye’de çalışma yapmak isteyen Çiya’nın vizyoner ve dünyaca ünlü şefi  Musa Dağdeviren aynı ilgiyi Türkiye’de göremediğinden yakınıyor. “… Bakın biz ‘Yemek ve Kültür Dergisi’ni çıkarıyoruz. Niye yapıyorsunuz, nedir bu diyen yok. Ferran Adrià dergiyi eline alıyor. “Benim hayalimi şef Musa gerçekleştirmiş. Ben de böyle bir şey yapmak istiyorum diyor ve kendi enstitüsünü kuruyor.”

 

4 Şubat 2016 – Farklı Bakış 8. Bölüm: Cem Sertoğlu ile Türkiye’de bir Yatırımcıdan Ne Bekleyebileceklerimizi Konuşuyoruz.

 

Türkiye son yıllarda gerek kamu gerekse özel kuruluşların yoğun girişimcilik ve startup çalışmaları ile gündemi hayli yoğun. Konu ile ilgili etkinliklerde ’ülkeyi hatta dünyayı kurtarmak’ mottosu ile sıkça Silikon Vadisi örnekleri ile herkesi bu sürece, Türkiye’yi daha ileriye götürmeye, davet ediliyor.  

Öte taraftan ülkenin içerisinde bulunduğu ‘tedirgin’ politik ortam ve bölgedeki gerginlik bireysel yaşantılarımıza, alabileceğimiz risklere, hayallerimize ve ülke ile ilgili ümitlerimize kadar her şeyi etkiliyor.  

The Economist dergisi 22 Aralık 2012 tarihli yazısında ‘Boğaz’daki Gümbürtü’ başlığı ile Türkiye’deki startup kültürünün yükselişini duyurmuştu. Ve iki yıl süresince de Türkiye ‘altın yatırım fırsatlar ülkesi’ olarak sunulmuştu. Ancak Morgan Stanley aynı yıllarda Güney Afrika, Brazilya, Endonezya ve Hindistan ile Türkiye’yi ‘kırılgan beşli’ olarak adlandırmıştı. Ben de bu tarihlerde ilk Suriye ile olan olaylarda Quartz için yazdığım yazıda bölgedeki girişimciler olarak buna alışık olduğumuzu vurguladığım Türkiye’nin belirsizliğe alışkın startup’ları Suriye tehditlerine rağmen bir araya geliyor’ başlıklı yazıda bu durumun geçici olduğunu düşünüyordum. 

2014 yılı ile birlikte politik belirsizlikle birlikte ekonomi yansımaları da değişti. O tarihlerde yazdığım ‘Türkiye’nin ekonomik çalkantıları startup’lar için ne anlama geliyor?’ yazımda yatırımcı Pamir Gelenbe ‘Türkiyeli girişimciler önlem alıp gelecek 24 ay için paralarının olduğundan emin olmalılar. Çünkü gelecek iki yılda çok fazla içeri doğru bir yatırım beklemiyorum,’ diyordu.

Bu resimden bakınca girişimcilik konuşmaları veya dev organizasyonlarda konuşulan ile yatırımcıların baktığı gerçek arasında bir farklılık olduğunu görmek çok zor olmuyor.

Hayaller $77,440 ile dünyanın üçüncü gdp/capita’sına sahip Silikon Vadisi, gerçekler ise $10,000 gdp/capita’lık Türkiye.

Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’deki girişimcilerin yaşadığı durumun daha büyüğünü Afrika’daki girişimciler yaşıyor. Afrika’nın önemli teknoloji yatırımcılardan biri Ory Okolloh girişimciliğin bu kadar romantize edilmesinin asıl problemleri görmemizi engellediğini düşünüyor. ‘Afrika gelişiyor ama Afrikalılar gelişmiyor. […] Girişimcilik gelecek yeni liberal şeymiş gibi sunuluyor.[…] Okullarınız yok ama yeni okul modelleri var.  Yollarınız kötü ama Uber Nairobi’de var ve bu inovasyon,’ diye bakışını özetliyor.

Globalde ise yatırımcılar perspektifinden gelecek sürecin zorlu olacağına dair öngörüler var. Mark Suster’in Fortune’da yayınladığı “Venture Capital’in Durumu” başlıklı 3 Şubat 2016 tarihli yazısında gelecek 24 ayda zorlu bir sürecin olacağını öngörüyor mesala

Öte taraftan Amerika’da yapilan bir araştırmaya göre her 4 yatırımdan 3’ü başarısız oluyor. Hatta ürün seviyesinde bu rakamlar %95’e varıyor. Dolayısı ile ülkemiz gibi daha belirsiz bir yapıya sahip bir ekonomide durum nasıl Cem Sertoğlu’na soruyor olacağım.

Cem Sertoğlu, Peak games, Gitti Gidiyor gibi kilit yerlere yatırım yapmış ve şu anda da Earlybird Venture Capital fonu ile birlikte yatırımlarına devam ediyor. Cem ile Türkiye gerçeğinde bir yatırımcının verebileceklerini ve veremeyeceklerini konuşuyor olacağız.

 

 

28 Ocak 2016 – Farklı Bakış 7. Bölüm: Meral Tamer ile Davos 2016 Dünya Ekonomik Forumu

Davos’ta 1971’den beri Dünya Ekonomik Forumu (WEF) adı altında “dünyanın durumunu iyileştirmek” mottosu ile sistemin en “güçlüleri,” 7.4 milyar insanın barış ve refahını artırmak için toplanıyor.  “Global elitler” olarak da isimlendirilen bu grubun toplanmasının sadece milyarderlerin bir araya gelip “eğlenmesinden” öte global bir yönetim biçiminin geleceğine dönüştüğüne ve demokrasiye bir tehdit oluşturduğunu savunanlar da var. Hatta 2009’den beri yürütülen Global Yeniden Tasarım İnsiyatifi (Global Redesign Initiative) yeni bir çok paydaşlı yönetim biçimi üzerine de çalışıyor.

Dünyanın mevcut durumundan dolayı çoğu kimse tarafından artık başarısız olduğu ilan edilse bile WEF’in 2016 toplantısı yine şimdiden geçmiş yıllara göre azalarak da olsa ciddi bir tartışma yaratmış durumda. Petrol fiyatları, artan gelir eşitsizliği, mülteci sorunu ve teknolojinin yükselen gücünün en çok konuşulduğu 2016 toplantısı geçen hafta yapıldı.

Farklı Bakış’ta 18 yıldır bu toplantılara gazeteci olarak katılan Meral Tamer ile şu başlıklarda yorumlarını almayı planlıyorum:

4. Endüstri Devrimi

Teknolojinin sürüklediği yeni bir çağa girdiğimizi hemen herkes kabul ediyor. Singularity University‘den tanıdığım Erik Brynjolfsson tarafından İkinci Makina Çağı, Jeremy Rifkin tarafında 3. Endüstri Devrimi ya da WEF kurucusu Klaus Schwab tarafından 4. Endüstri Devrimi olarak isimlendirilen bu yeni dönemin odağında robotlar, eşyaların interneti,  her yerde olan (ubiquitous) mobil süper bilgisayarlar, akıllı robotlar, sürücüsüz araçlar, genetik kodlama yer alıyor. Schwab’a göre bunun diğer endüstriyel devrimlerden temel farkı fiziksel, dijital ve biyolojik dünyaları ve tüm disiplinleri etkilediği ve hatta insan olmanın ne demek olduğunun dahi yeniden tanımlanabilecek olması.

Kemal Derviş’in Brookings Institute’da yayınlanan 12 Ocak 2016 tarihli “İnsani Olmayan Geleceği İnsanlaştırmak” yazısında bu teknolojik devrimlerin gelişmiş ülkelerde olacağını ancak 2030’a kadar GDP’nin %20’sini ve işlerin %40’ını etkileyeceğini belirtiyor. Dolayısı ile ciddi bir global etkisi olacak.

Bizim de 7 Ocak 2016 tarihli Farklı Bakış’ta “Paylaşım Ekonomisi Platform Kapitalizmine mi Dönüşüyor?“ başlıklı program da konuştuğumuz üzere binlerce işin el değiştirmesi ve bu yeni işlerin sosyal güvenliği problemlerinin gündeme gelmesi kaçınılmaz.

The Guardian ekonomi yazarı Larry Elliott’a göre 4. Endüstri Devrimi üç mite dayanıyor.

İlki diğer endüstri devrimleri kadar etkisinin büyük olamayacağı. Elliott’a göre henüz sentetik biyoloji gibi dalların araba veya uçak seyahatlerinden daha az etkisi olacağını söylemek için çok çok erken.

İkincisi  bu değişimin problemsiz olacağı miti. Yani zenginlerden fakirlere doğru gelirin yayılması ile ilgili. Zira evinin garajında başladığı bir teknoloji işi ile zengin olan genç girişimci örnekleri çok var. Ancak araştırmalar bütün bu yeni değişimin belirli küçük bir zümrede kalacağı ile ilgili. Hatta benim de mezunu olduğum Singularity University gibi yapılar ile ilgili “Dünyayı Yönetecek Yeni Elitler” gibi eleştiriler de var.

Schwab 4. Endüstri Devrimi kitabında verdiği Detroit 1994 – Silikon Vadisi 2014 karşılaştırması yani Silikon Vadisi’nin 2014’de çok az insanla Detroit‘in 1994’de yarattığı pazar büyüklüğünü yakalaması gerçeği aslında Salim İsmail’in ismini koyduğu “Üssel Büyüyen Organizasyonlar” yapısı. Bu benim de peer-review’larından olduğum İsmail’in Exponential Organizations kitabı ile yayınlandı. Artık bu konunun Davos’ta ismini ekonomi seviyesinde koyduğunu söyleyebiliriz.

Üçüncü mit ise bütün bu yapay zeka ve akıllı robotlarla gelen değişimin demokratikleşme getireceği ve bu robotlar sayesinde insanların daha az çalışağı ile ilgili. Ancak herkesin hem fikir olduğu konu mevcut politik sistemin bu yapılara uygun olmadığı ve sonuçların kötü bir şekilde geri tepme olasılığı olabileceğini belirtiyor Elliott.

Bu konuyu Farklı Bakış’ın 14 Ocak 2014 Yapay Zeka Savaşları ve Sosyal Etkileri başlığında konuşmuştuk.

Davos’ta Sanat ve Kültür

Sanat ve kültür ekonomik büyümeye katkısı nedir?” sorusunu soran WEF aslında Davos’taki sanat ve kültür tanımlamasını da yapmış oluyor. Davet edilen sanatçı ve kültür elçilerine baktığımızda sosyal etkileri içeren çalışmaları olan kişiler ön plana çıkıyor.

En azından benim görebildiğim kadarı ile The New York Times’ınTasarım Altın Çağı Geldi”, ya da Harvard Business Review, Bloomberg gibi dergilerin tasarım odaklı düşünme ile yeni bir iş yapışın oluştuğu savı Davos’ta henüz bir karşılık bulmamış gibi gözüküyor. 

Davos’un Eğlence Dünyası ve Eleştiriler

The New Tork Times’da bir okuyucunun ironik yorumu WEF eleştirilerini özetliyor: “Global problemlerin sebebi olan insanlar dünya problemlerinin üstesinden gelmek için bir araya geliyorlar.”

Bu bakış açısının üzerine Davos’ta dünyadaki eşitsizik ve açlığı konuşmak için bir araya gelen insanların dünyanın en pahalı şarapları ile verdiği partiler ciddi tartışmalara yol açtı geçmişte. Nitekim 2011’de yatırm fonu yöneticisi Anthony Scaramucci verdiği böyle bir partinin Reuters yazarı Felix Salmon tarafından sert eleştirilince, ertesi yıl aynı yatırımcı partiyi gençlere girişimcilik öğreten STK’ler için para toplama organizasyonuna çevirmiş.

Herkesin hem fikir olduğu Davos kasabasında özel davetlerin gizli kapılar ardında yapıldığı. Nitekim dünyanın dört bir tarafından özel şeflerin ve parti organizatörlerinin Davos’a geldiği de biliniyor. The New York Times’a konuşan önemli partilerde çalan DJ Jacques Lavoisier “Dünyada ilk imzaladığınız şeyin bir gizlilik anlaşması olduğu tek yer,” olarak tanımlıyor Davos’u.

18 yıldır etkinliğe gazeteci olarak katılan Meral Tamer ile yıllar içerisindeki değişimini ve bu konuları konuştuk.

21 Ocak 2016 – Farklı Bakış 6. Bölüm: Gökhan Karakuş ile Ilk Kez Tasarım Faaliyetlerini Kapsayan Yeni AR-GE Reform Paketi

 

Türkiye tarihinde bu kapsamla ilk kez tasarıma önemli bir fırsat veriliyor. 2014 yılında yayınlanan tasarım strateji belgesi ve eylem planında ilk kez tasarımın artık inovasyonda bir araç olmaktan öte merkezde olduğu ifade edildi. Geçen hafta açıklanan AR-GE reform paketinde de, doğal olarak, teknoloji ile destekleneceği belirtiliyor.

Harvard Business Review Eylül 2015 tarihli sayısındaki yazımda belirttiğim gibi tasarım asıl Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için çok önemli bir fırsat. Ancak Türkiye’de hala inovasyon denince ilk akla teknoloji geliyor. Oysa atıl duran ve başka alanlara kaymak zorunda kalan, küstürülen ciddi bir tasarım işgücü var.

Aslında tasarımın ekonomiye katkısını çeşitli çalışmalar ile ispatlanmış durumda. Bu çalışmalardan biri küçük işletmelerde tasarım için harcanan her 1 pound gelirlerde 20 pound’luk, kazançta 4 pound’luk, ihracatta ise 5 pound’luk bir artış sağladığını ortaya çıkardı.gelecek 5 yılda istihdamın %50’sinin küçük işletmelerden geleceğini öngören İngiliz hükümeti bu işletmerin başarısında tasarımı bu açıdan kritik görüyor. İngiltere’de işletmeler tasarıma yılda 33 milyar dolar harcıyor.

g5359

Design Council’in 2007 yılında yaptığı bir diğer araştırmaya göre, incelenen 61 büyük işletme arasında tasarımı merkeze alan şirketler (design-led organizations) 10 yıl içinde Londra borsasındaki ilk 100 şirkete (FTSE100) göre %200 daha iyi bir performans sergilemiş.

Bu çalışmanın bir benzeri benim de danışma kurulunda olduğum Boston merkezli Design Management Institute tarafından yapıldı. 2014 yılında yapılan bu araştırmada da Design Council’e yakın sonuçlar elde edildi. Buna göre 10 yıllık bir dönemde tasarım odaklı çalışan şirketler, A.B.D. borsasında Standard&Poors indeksindeki şirketlerden %228 daha iyi bir performans göstermişler.

g5358

Tasarımın artık inovasyonun merkezinde olduğu farkındalığının Türkiye’de devlet tarafından tanınması çok önemli bir adım. Bundan sonra özellikle yeni tasarım alanları olan deneyim tasarımı, servis tasarımı, tasarım odaklı düşünme gibi alanlarında bu kapsama alınması.

 

ilgili yazılar:

Harvard Business Review Türkiye OP-ED: Tasarım Asıl Türkiye İçin İyi Bir Fırsat

 

14 Ocak 2016 – Farklı Bakış 5. Bölüm: Eray Özkural ile Yapay Zeka Savaşları ve Sosyal Etkileri 

İnsan seviyesinde yapay zekaya sahip olan robotlar bizim için bir tehlike oluşturuyor mu? Tehlike oluşturduğunu düşünen Elon Musk ve bir grup insan bir süredir bu konuda örgütleniyor.

Aralık 2015’te Musk ve arkadaşları yapay zeka alanında robotlara karşı bu alanda araştırmalar yapan OpenAI isimli bir STK kurdular. Bu yapı Elon Musk ve  startup kuluçka merkezi Y Combinator başkanı Sam Altman tarafından yönetilecek. Bu isimleri LinkedIn kurucusu Reid Hoffman, Y Combinator kurucularından Jessica Livingston ve Paypal ve Palantir kurucusu Peter Thiel destek veriyor.

Amazon Web Services, Infosys ve Y Combinator aralarında bulunduğu bu grup 1 milyar doları “‘insanlığı korumak” amaçlı kullanıyor olacak.

Bu Musk’ın ilk girişimi de değil. Daha önce insanlığı yapay zekanın getireceği tehlikelere karşı koruyan başka bir araştırma enstitüsü Future of Life Institute’a da 10 milyar dolar destek vermişti.

Ancak Burak Arıkan ile yaptığımız “Müşterek Büyük Verinin Sunduğu Fırsatlar” programında belirttiğimiz gibi bu konuların başka bir yüzü var.

“Google geçtiğimiz ay “TensorFlow” isimi yapay zeka yazılımını açık kaynaklı hale getirerek isteyen herkesin kullanımına açtı. Bu demektir ki, elinde veri olmadan sadece aracın kendisi rekabet üstünlüğü sağlamıyor. Diğer bir deyişle, yapay zekanın geleceği kodda değil veride,” diyor Arıkan.

Bu sebeple yapay zeka konusunda çalışan Tesla gibi şirketler bu konuda Google karşı yeni bir kamp kuruyorlar çünkü asıl veriyi şu an için Google topluyor.  Arıkan ekliyor  Üç beş yıla sürücüsüz araba, akıllı şehir vb teknolojiler yaygınlaştıkça, herşeyin birbirine bağlı olduğu hatta birbirine göre çalıştığı sibernetik ortamda, bugünkü deyimiyle “nesnelerin interneti”ni yöneten akıllı sistemlerin besin kaynağı asıl büyük veri olduğu daha iyi anlaşılacak.

Öte taraftan insan seviyesindeki yapay zekaya sahip robotlar birçok yeni işi insanlar yerine yapabiliyor olacak. Bu  konuda “robotlar işlerimizi çalacak” başlığı ile çok ciddi tartışmalar yapılıyor. Bu konuda insanların çalışmasına gerek kalmayacağı için aslında sabit gelir sistemi ile daha adaletli bir yaşam olacağını savunanlar da var.

Benim özellikle bu konudaki en büyük problem olarak gördüğüm konu bu robotların tasarımında insan ile etkileşiminin tasarımcılar tarafından yapılmıyor olması. Daha doğrusu robot teknolojilerini geliştiren şirketlerde tasarımların deneyim tasarımı üzerinden yapılmaması. Dolayısı ile bunların insan üzerindeki etkisi üzerine çok da düşünülmüyor. Odaklanılan konu daha çok fonsiyonel.

Makinaya karşı” kitabında yazar ve kültür eleştirmeni Lee Siegel “Teknolojilerin erken aşamalarında insanlar teknolojiyi sadece faydalarını gözetip, tuzaklarını gözardı ederek çok fazla benimsiyorlar,” diyor. Yapay zeka ve robotlar konusunda da şüphesiz gidişat aynı olacak.

Eray Özkural ile insan seviyesindeki yapay zeka üzerindeki savaşları ve bunların sosyal etkilerini konuştuk.

 

7 Ocak 2016 – Farklı Bakış 4. Bölüm: Paylaşım Ekonomisi Platform Kapitalizmine mi Dönüşüyor?

 

Ocak 2, 2016

2011 yılında daha sonradan yaptığım işlere ilham olacak ve yön verecek bir isim ile karşılaştım: Amerika’da Freelancer’s sendikasının kurucusu Sara Horowitz. Babası gibi bir sendikacı olan Sara, 2012 yılında The Atlantic dergisine yazdığı birçok çevrede heyacan uyandıran “Büyük işlerin işgali: Paylaşım ekonomisinin sessiz devrimi”inde Occupy hareketleri ile kendini ön plana çıkaran yeni bir anlayışı tanımlıyor ve bu insanlara 360 derece insanlar diyordu. “Onlar kararlarının bugünkü topluma ve gelecek nesillere etkisinin farkındalar. Onlar aksiyonlarının ekolojik, finansal ve topluma etkilerinin farkında olan ve  birbiri ile bağlantıda olmak isteyen insanlar.[…] Onlar sistemden feragat ederek sisteme saldıranlar,” diye tanımlıyordu bu yeni değerleri ve insanları. Ve bu insanların artık servis almak isteyeceği şirketlerin de bu değerlere sahip şirketler, paylaşım ekonomisi şirketleri olduğuna vurgu yapıyordu.

Bu “sessiz devrim” konaklamada Airbnb, finansta Prosper, Kickstarter, Indiegogo, öğrenimde Skillshare ile global problemlerin çözümünde Open Ideo, ulaşımda Uber, Zipcar ve hatta bebek bakımında babysitting co-ops ile yapılmaya başlandı. Bugün ise binlerce paylaşım ekonomisi şirketi ile yeni bir iş yapışına ve yaşayışa dönüştü.

Bu aslında iş dünyası açısından yeni bir iş modeline ve teknolojiye denk düşüyordu. “Üssel büyüyen teknolojiler (Exponential Technologies)” ismi ile Singularity University gibi think-tank’lar bu teknolojilerin sözcülüğünü sahiplendi. İş modeli ister paylaşım isterse sadece içeriğini ya da yapısını oluşturmak üzerine olsun bu organizasyon yapısı artık kaçınılmaz olduğu düşünülüyor. Benim de “peer-reviewer”larından olduğum “Exponential Organizations” kitabı ile Singularity University kurucularından Salim Ismail bu yapılara bir isim verdi. Fortune dergisi tarafından 2015’in en iyi 5 iş kitabından biri seçilen bu kitap iş dünyasında kabul gördü. Salim Ismail kitabında bu modelde olmayan şirketlerin gelecekte yaşamayacağına da vurgu yapıyor.

Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Özellikle Uber ile artan paylaşım ekonomisi tartışmalarında “Paylaşıma Karşı” yazısında Vice News yazarı Avi Asher-Schapiro, Uber gibi “paylaşım ekonomisi” şirketlerinin riski kurumlardan alıp çalışanlara yüklendiğini, işçiyi korumanın zayıflatıldığını ve maaşların azaltıldığına vurgu yapıyordu. “Yenilikçi hiçbir şey yok, bu iş modelinde de yeni bir şey yok. Uber sadece kapitalizm ve hatta en çıplak formunda,” diyordu Schapiro.

Bu eleştirilere yazar ve araştırmacı Evgeny Morozov “Platform kapitalizmi”, The New School kültür ve medya bölümünden Prof. Trebor Scholz ve gazeteci ve yazar Nathan SchneiderPaylaşım ekonomisi şirketlerinin kendilerinin de paylaşılması gerektiği” argümanları ile katıldı.

“Bu platformların çoğu mevcut sosyal ve ekonomik ilişkiler ile beslenen asalaklar. Hiçbir şey kendi başlarına üretmiyorlar. Sadece başkaları tarafından üretilen ufak tefek şeyleri yeniden düzenliyorlar. “Platform kapitalizmi” dünyası, olağanüstü – çoğunlukla vergilendirilmemiş” karlar kazanmış bu kurumlar, o çarpıcı söylemleri ile seleflerinden çok da farklı değiller. Değişen tek şey parayı toplayan kişiler,” diyor Evgeny Morozov.

“Sessiz devrimden” kapitalizmin yeni güçlerine dönüşen paylaşım ekonomisi şirketlerinin yolculuğu Türkiye’de bu eleştiriler ışığında farklılaşabilir mi? Yoksa sadece yeni ekonominin yeni patronları mı olacak? Erdem Ovacık ile bu sorulara yanıt aramaya çalışacağız.

Erdem Ovacık, Danimarka’dan The GuardianFast Company gibi dünyanın önemli basın kuruluşlarının ilgisini çekmiş  bisikletin Uber’i Donkey Republic kurucusu. Erdem ile Sara Horowitz’in “sessiz devrimi”’nden Evgeny Morozov’un “platform kapitalizmi”ne olan “paylaşım ekonomisi” sürecini,  bunun nasıl sağlıklı regüle edilebileceğini ve Donkey Republic’in geleceğini konuştuk.

İlgili Yazılarım:

Can a Sharing Economy Take Root in the Middle East and Turkey? (Can AirBnB Clones Find Success?) – 2012

Peer-to-Peer Platforms are Disrupting Bank Lending Around the World; Is the Middle East Next? – 2013

The Rise of Virtual Currency: A Look at Bitcoin and Ripple – 2013

 

29 Aralık 2015- Farklı Bakış: 2016 Tasarım ve Teknoloji Trendleri

 

 

24 Aralık 2015- Farklı Bakış: Müşterek Büyük Verinin Getirdiği Fırsatlar

 

 

17 Aralık 2015- Singularity University